|

Gümüşhane,
coğrafi yapı itibariyle pestil ve köme imalatı için
uygun bir konumda bulunmaktadır. Toprak, su ve hava
kirliliğinin çok az olması, mikroklima iklim
yapısına sahipliği yanında pestil ve köme imalatında
kullanılan çeşitli meyvelerin yetiştiriciliği için
uygun bir yerdedir.
Gümüşhane pestilinin yapımında bölge insanının
ustalık tutkusu en üst seviyededir. Bölgenin temiz
hava ve suyunun yanında ekolojik koşullarda yetişen
dut, ceviz meyveleri ile bal ve sütünün
karıştırılmasıyla elde dilen pestilin tadına doyum
olmaz. Maharetli eller her zaman kaliteli ürünler
ortaya koyamayabilirler. Fakat Gümüşhane'de pestil
yapımında farklı bir ekol yaşanmaktadır. Doğasıyla
bütünleşmiş, tabiatın güzelliklerini içerisinde
toplayan tamamen doğal pestil ve kömenin tadı bir
yana, güzelliği, hoş kokusu ve besleyici değeri
yönüyle de tüketilmesi gereken en önemli besin
maddelerinden biri haline gelmiştir. Bu kadar güzel
bir gıda maddesinin pazarlanmasında problem
yaşanmamalıdır.
Önceleri kışın tüketilmek için pestiller kurutulur
ve soğuk aylarda insanlar enerji ihtiyaçlarını
onunla karşılardı. Yüksek enerji değerine sahip olan
pestil ve kömeler ayni zamanda içerdikleri diğer
besin kaynakları bakımından da önemli gıda
maddelerinden biri haline gelmiştir. 100 gr. Pestil
332 kcal enerji verirken, 139 mgr. Fosfor, 1260 mgr
Potasyum ve 33 mgr. Sodyuma sahiptir. Sodyum
bakımından fakir potasyum bakımından zengin olması
kalp- damar hastalıklarının önlenmesi açısından
önemini artırmaktadır. Pestil ve kömenin besin
içeriği, üretim aşamasında kullanılan bal, süt, dut,
ceviz veya fındığın kalitesiyle yakından ilgilidir.
Pestil; K, Ca, S, P,Mg, Cu, Zn, l, Cl, SiO, CaO gibi
mineraller açısından zengindir. Biyolojik değeri
yüksek proteine de içerir. Ayrıca suda eriyen
(A,D,E,K) vitaminler ile B grubu vitaminlere de
sahiptir. Dolayısıyla vücut doku ve hücrelerinin
yenilenmesinde, su dengesinin korunmasında, hormon,
enzim üretiminde, bağışıklık sisteminin
güçlendirilmesinde önemli etkiye sahiptir.
Son 30 yıl içinde kanser, kalp hastalıkları ve
kısırlık vakalarında önemli artışlar olmuştur. Bunun
önemli nedenlerinden biri selenyum mineralinin
yeterince tüketilmemesinden kaynaklanmaktadır.
Selenyum eksikliği vücudun genel savunma
mekanizmasının zayıflamasında önemli faktörlerden
biri olarak görülmektedir. Günlük ihtiyaç 70-100 mcg
arasındadır.
ABD'de 1312 hasta üzerinde yapılan araştırmalarda,
200 mcg selenyum alımıyla prostat kanseri %63,
akciğer kanseri %47, kolorektal kanserde %58 azalma
olduğu tespit edilmiştir. Genel olarak tüm kanser
türlerinde ortalama %37 azalma bulunmuştur.
Pestil ve köme selenyum minerali içeren ender
gıdalardan biridir. Yapımında bal, süt, ceviz veya
fındık, dut ve un kullanılan pestil ve köme selenyum
açısından zengindir. Bu itibarla kanser, kalp-damar
hastalıkları, kansızlık ve iktidarsızlık problemi
çeken insanların hemen her gün tüketmeleri tavsiye
edilmektedir.
Doğada bitkiler inorganik selenyumu organik formuna
çevirirler. Ancak modern tarım yöntemleri, kimyasal
mücadele ilaçları, erozyon v.b gibi nedenlerle
topraktaki doğal mineral seviyeleri gittikçe
düşüyor. Selenyumda miktarı en hızlı azalan
minerallerin başında geliyor. Unutmayalım ki sigara
selenyum miktarını azaltan en önemli nedenlerden
biridir. Ayrıca selenyum bazı bilim adamları
tarafından bir kanser savaşçısı olarak da
tanımlanmaktadır.
Alman Beslenme Cemiyeti'nin yaptığı araştırmaya
göre, vücuttaki çinko çocuk sahibi olma şansını
azaltıyor. Araştırmacı Daniela Rösler'in verdiği
bilgilere göre; kısırlık sorunu olan erkeklerin
kanındaki çinko seviyesi, kısırlık sorunu olmayan
erkeklere oranla çok daha düşük. Ayrıca çinko
eksikliği, erkeklik hormonu testosteronun
salgılanmasını da engelliyor. Çinko büyüme, cinsel
gelişme ve üremede gerekli bir element. Çinko, A
vitamininin anti kanser etkisini güçlendirerek yeni
oluşan kanser hücrelerinin öldürülmesine yardımcı
olur. Çinko yetersizliği A vitamininin karaciğerden
salınımını ve kullanımını azaltır. Bu nedenle çinko
içeren besinleri A vitamini içeren besinlerle
birlikte tüketmenin oldukça büyük faydaları var.
Özellikle kanserli hastalarda çinko yetersizliği çok
sık görülür. Kısacası, A vitamini ve çinko birbirini
tamamlayan ikili gibidirler. Bu nedenle beslenmede A
vitaminine dikkat ederken, çinko alımına da özen
göstermek gerekir. Çinko en fazla pestil
bileşenlerinden ceviz, bal ve fındıkta bulunur.
Bunların dışında çinko açısından en zengin gıdalar
su ürünleridir.
C vitamininin besinlerdeki demirle ilgili önemli bir
görevi vardır. Demir yetersizliği, sindirim
sisteminde kanser oluşma riskini artırır. Bu nedenle
kanser beslenmesinde demirin büyük önemi vardır.
Besinlerle alınan demirden tam anlamıyla
yararlanılması gerekir. Demirin hem bağırsaklardan
emilebilmesi, hem de kemik iliğine taşınabilmesi
için C vitaminine ihtiyaç duyulur. Beslenmeniz C
vitamininden yetersizse demirden yeterince
faydalanamazsınız. C vitamininin demir emiliminde
etkin bir rol oynayabilmesi için aynı öğünde demir
içeren besinlerle birlikte alınması gerekmektedir.
Pestil demir minerali yönünden zengindir. Zenginliği
kullanılan hammaddelerden fındık veya ceviz, bal ve
duttan kaynaklanmaktadır. 100 gr fındıkta 4,5 mgr,
cevizde 3,1 mgr, dutta 1,57 mgr ve balda 0,05 mgr
kadar bulunan demir tamamıyla pestilin yapısına
geçmektedir. C vitamini yönüyle zengin besinler ise
kuşburnu, kivi, dut, partakal, limon v.b gibi besin
maddeleridir. C vitamini besinin bekleme süresi ile
işleme pişirme gibi nedenlerden dolayı kolayca
özelliğini kaybetmektedir. Bu itibarla pestil
tüketirken bu ürünlerden biriyle tüketmekte fayda
vardır. Besinlerdeki demirin emilip sindirim
sisteminden kana karışmasını engelleyen tanen gibi
maddeleri içeren çay, kola gibi maddelerle pestil
tüketilmemelidir.
Kalsiyum minerali açısından da oldukca zengindir.
Kalsiyum kemik, diş ve tırnak sağlığımız açısından
çok önemlidir. Sağlam bir iskelete sahip olabilmek
için kalsiyum, fosfor, magnezyum gibi mineralleri
günlük yeterli ve dengeli miktarda almamız gerekir.
Kalsiyumun yetersiz alınması sonucu; çocuklarda
raşitizim, yetişkinlerde kemik erimesi (osteoporoz)
hastalığı görülmektedir. Pestil kalsiyum, magnezyum
ve fosfor mineralleri açısından oldukca zengindir.
Özellikle süt, ceviz ve bal önemli kalsiyum
kaynaklarındandır. Ayrıca unda da kalsiyum minerali
bulunmaktadır. Çocukların büyüme ve gelişmesi için
çok önemli olduğu gibi yetişkinlerin sağlam kemik
yapılarını muhafaza edebilmeleri için mutlaka günlük
kalsiyumlu ürünleri tüketmeleri gerekir. Kemik
kütlesi otuzlu yaşlarda maksimum miktarına erişir.
Araştırmacılar, özellikle genç yaşlarda bol kalsiyum
alınmasının, ileri yaşlarda osteoporoz riskini
azalttığını belirtiyorlar.
Antioksidan besinler; Beta karoten (Vitamin A),
Vitamin C, Vitamin E, Selenyum ve Manganez içerir.
Beta Karoten; oksijen molekülünden serbest
radikallerin oluşumunu önler. Yağda çözünen Vitamin
E; antioksidan bir enzim gibi çalışıp hücre zarının
parçalanmasına engel olur. Selenyum; peroksit olarak
isimlendirilen serbest radikalleri çoklu-doymamış
yağlara dönüştüren ve antioksidan etkili bir
enzimdir. Suda çözünen Vitamin C; hücrelerdeki
zararlı reaksiyonların oluşmasını engeller. Bu yolla
antioksidan gıdalar; kalp hastalıklarına, kalp
krizine, kansere ve erken yaşlanmaya karşı etkili
bir koruyucu olarak görev yaparlar.ndur. . D
vitamini, kalsiyumun kemiklere ulaşması için gerekli
bir vitamindir. Ancak bu etkinin, oluşmuş hastalığın
tedavisini değil, hastalıkların önlenmesini
sağladığını bir kez daha hatırlatmak isterim.
Vücudumuz normal işlevini sürdürürken ve bunun için
oksijen kullanırken bazı atık maddeler ortaya çıkar.
Bu maddelere ' Serbest Radikaller' denir ve bunlar
yüksek düzeyde tahrip edicidir. Temas ettikleri
moleküllerin yapısını bozar, tabiri caiz ise
paslandırır. Vücudumuzda bu tehlikeli maddelerle
birlikte yaşarız ve dokularımız sürekli olarak bu
maddelerin erozyonuna uğrar.
Serbest radikaller denilen bu zararlı maddelerden
kurtulmak için vücudumuz 'Antioksidan' denen dost
maddeleri kullanır. Antioksidanların bir kısmı
vücudumuzda üretilir ancak bir kısmı dışarıdan
alınır. Aslında serbest radikallerle
antioksidanların savaşında ideal koşullar altında
bir denge söz konusudur. Ama bu denge özellikle
günümüzde karşılaştığımız dışsal etkiler nedeniyle
bozulur ve yoğun hasarla karşılaşırız.
Ağır yemekler, Besinlerdeki katkı maddeleri, İlaç
artıkları, Radyasyon ve güneş ışığının kendisi,
Havadaki kimyasal maddeler, Egzoz ve baca dumanı,
Karşılaştığımız bir çok kanserojen madde ve stresli
hayat şartları. Bunlar vücudumuzun gücünü zayıflatır
ve daha fazla antioksidan maddeye ihtiyaç duyarız...
Şimdi gelelim bu antioksidanları vücudumuza
nerelerden sağlayacağımıza. Hemen şunu not edelim;
En güçlüsü olsa da tek bir antioksidan madde almak
yerine çeşit çeşit antioksidanı bir arada alıyor
olmak daha iyidir. Çünkü bu maddeler serbest
radikallerle savaşta birbirlerini desteklerler. En
çok ve en eski bilinen antioksidanlar A vitamini, E
vitamini, C vitamini, selenyum ve çinkodur.
Brokoli ve aynı familyadan karnabahar, lahana ve
brüksel lahanasının ve bunun yanında havucun,
semizotunun, kerevizin, soğanın, sarımsağın güçlü
antioksidan kombinasyonları olduğunu artık
biliyoruz. Genel olarak daha koyu ve canlı ve parlak
renkli sebze ve meyvelerin daha çok antioksidan
taşıdığını artık biliyoruz.
Domateste en çok olan ve
diğer kırmızı sebzelere de rengini veren likopen
isimli güçlü antioksidanla hepimiz tanıştık.
Fermente edilmemiş çay olan yeşil çay güçlü bir
antioksidan olarak hayatımıza girdi. Ceviz, badem,
fındık, kabak çekirdeği, ayçiçeği, kabuklu hububat,
tohumların diyetimizde çok önemli olduğunu artık
biliyoruz. Diyetimizde genellikle eksik olan ve
balık yağında veya keten yağında bulunan omega-3
yağları antioksidan özellikleriyle daha da önemli
hale geldi. Kivinin, çileğin, mürdüm eriğinin,
böğürtlenin, yaban mersininin, kuşburnunun önemini
artık daha iyi biliyoruz. Değişik bitki çaylarının,
en bilinenlerini saymak gerekirse, kekiğin,
biberiyenin, adaçayının, nanenin veya zencefil,
zerdeçal gibi baharatların şaşırtıcı derecede güçlü
antioksidan kombinasyonları olduklarını gördük.
Besinlerin bileşiminde doğal olarak bulunan
antioksidan maddeler nelerdir?
- A vitamininin ön maddesi olan beta- karoten
- E vitamini
- C vitamini
- Selenyum
- Çinko
- Sebze ve meyvelerin renk pigmentlerinin kaynağı
olan flavonoidler
Pestil ve köme üreten her bir imalathane kendi
ürettiği mamullerle ülke genelinde markalaşmaya
çalışmalı, her geçen gün kendini yenilemeli, aile,
il ve ülke ekonomisine daha fazla katkıda bulunmanın
yollarını araştırmalıdır. Gelişmelerini bilim ve
teknolojiye uygun olarak yapmalı, yapacağı
yatırımları TSE, ISO, HACCP sistemine sahip
olabilecek şekilde yapmalıdır. Ürettiği ürünleri
kesinlikle ambalajsız ve markasız piyasaya
sunmamalıdır. Kaliteyi artırarak isim yapmak, güven
tazelemek istiyorsa mutlaka kanun ve yönetmelikler
çerçevesinde bilinçli yatırımlar yapmalıdır. Bizim
en büyük eksikliğimiz yeni buluş ve gelişmeleri
yeterince takip edemeyişimizden kaynaklanmaktadır.
İlimizde yıllık toplam pestil üretimi tahmini olarak
1800 ton, köme üretimi de 800 ton'dur. Gıda siciline
kayıtlı işletmelerde pestil üretim miktarı 420 ton,
köme üretimi 210 ton civarındadır. İlimizde yaklaşık
olarak 225 ton'da pekmez üretilmektedir.
Soğuk kış günlerinde enerji yanında mineral,
vitamin, protein ve karbonhidrat deposu olan pestili
bağışıklık sisteminizi güçlendirmek için sık sık
tüketmekte fayda vardır. Unutmayalım, tüketeceğimiz
pestiller mutlaka Tarım ve Köyişleri Bakanlığından
izinli olmalıdır.
(Kaynak: Mehmet ÖZDEMİR Ondokuz Mayıs
Üniversitesi Ziraat Fakültesi)
|